Safran sarısı…

Yaşanmak istenen gecelere dairmidir ki hayat, yoksa yaşanamayacak  gecelermidir bu kadar gerçek olan  hissetmekmidir yaşamadanda olsa. 
Acısada bir yanın asla olamayacak olan şeymidir yoksa bu kadar yüzüne çarpan soğuk bir gecede ayaz rüzgarlar gibi ,her ne kadar hatırlanınca oluşsada bir gülümseme aslında saklamaktadır içindeki hüznü dahada bastırırcasına hayatın sana verdiklerinde bulmak ister gibi.
Sanki gökyüzünün o masum gözkırpışında arar gibi yıldızlarda yoksunluğunu,kocaman bir nefes çekmek içine gecenin kör karanlığında.
Ne aradığını bile bilmeden masum sonbahar dokunuşları gibi kaybolmak belkide sarı yapraklar arasında
Önünde görünce sonunu bile göremediğin o upuzun yolu yürümek belkide öylece ,kulağında bastığın sarı yaprakların hışırtısı kokusu burnunda taze bahar gibi yada acı bir soğuk kış gecesi üşümek daha da bir sarılmak üstündekilere.
Dur bir bak dön arkana geçtiğin yola nekadarda uzun gelir oysa farkedemediğin yürürken,sonra yüzünde anlamsız bir gülümseme ve yola devam bir sonbahar daha gördüm ömrümde demek belkide hazır olmak gelicek kışa ve sonraki baharlara …

 

Tags:

sevme özürlüyüm

Kollarında su gibi geçerdi zaman ,

Gittiğin günden beri sevme özürlüyüm,

Senden sonra diye bir hayat varsa,

Ben ölmekle hükümlüyüm…

 

Dolunay…

Çocukluğumdan beri hep hüzne boğmuştur beni .Bulutsuz bir gecede aydınlatırken gökyüzünü farkına varırım ne kadar da küçük olduğumun ne kadar ihtişamlıdır parlarken orda.Eskiden, küçükken düşünürdüm ölünce oraya gideceğimi bilsem bir dakika burda olmazdım diye, hep çekmiştir beni varlığı.Büyüdükçe hüzün yerini dahada bir romantizme bırakmıştı artık onun varlığı beni hüzünlere değil aşka iter olmuştu .

Hep daha fazlasını sorgulamışımdır dolunayda .Düşünürken başkalarının hayatlarını yaşadığım şehirde yaşanırken başka başka hayatlar , düşünmüşümdür başka varmıydı benim gibi olan , onun bu kadar etkisi altında olduğu başka küçük insanlar varmıydı acaba .Bakardım eskiden küçük evimin penceresinden aydınlatırken gençliğimin geçtiği kocaman terası .Penceremi açtığımda görünen sadece sonsuz bir gökyüzü olurdu.Aydınlanan odamda yanan küçük gece lambamı sadece kendimi bulmama yeterken aydınlığı gecenin sessizliğinde bakardım gökyüzüne .Bilirdim orda yaşayan başka hayatlar vardı.Belkide onlarda bana bakıyolardı benim onları seyrettiğim gibi.Hava ne kadar soğuk olursa olsun hep ben olurdum o açık pencerenin önünde .

Özlüyorum o günlerimi , o evimi ,hatıralarımı ,gençliğimi,heyecanlarımı özlüyorum.Azmı yazdım ben o pencereye oturup bakarken dolunaya .Capital radioda dinlerken Kaan’ı işte o yıllardı yaşamak istediğim geri..

Özlüyorum herşeyimi , geçmişimi artık yanımda asla olamayacak anneannemi.Kokusunu , gözlerini, ellerini.Aralanırdı bazen odamın kapısı bazen beni ağlarken bulurdu yanlız odamda , hep uykulu gözlerle bakardı , hadi derdi hadi artık yavrum yatmıyomusun .Belki ozaman kızardım bu kadar müdahele edilmesine hayatıma , belki yanlız yaşamak isterdim dolunayı , geceyi, hüznü, o hep beni düşünürmüş aslında onun istediği hep benmişim oysaki.Keşke şimdide olabilseydi yanımda kokusunu tekrar içime çekebilseydim .O mavi gözlerine tekrardan bakabilseydim.Pamuk beyazı saçlarını tekrar okşayabilseydim son bikere daha.

İşte şimdi daha bir farklı bakıyorum gökyüzüne , biliyorum öyle olmasını umuyorum en azından dolunayın yanındaki yıldızların biri olup beni izlediğine daha bir anlamlı geliyo artık bana gökyüzü , yıldızlar daha bir farklı etkiliyo beni, dolunay .Bakarken ona ufak bir öpücük yolluyorum içimden sessizce ulaşabildiğini umarak o tatlı kişiye.İfoşum seni çok özledim bir bilsen yokluğun nekadar acı, nekadar kötü ama yaşıyoruz işte .Sen gideli 4 seneden beri olduğu gibi.Umarım mutlusundur orda yaşarken gerçek huzuru , selam söyle artık burda olmayanlara…

Bak büyüdüm kocaman bir kız oldum artık ama yinede romantizmden çok hüzün ağır bastı yine bu gece dolunayda, seni hatırlattı bana.Yokluğun ne kadar acıttı içimi bi bilsen damlalar süzülürken yanaklarımdan eski günlerin özlemine ağladığımın farkına vardım bu gece aslında bu koca hayatın ne kadarda yalan ve boş olduğunu farkettirdi yine bana.Asıl olanın sadece doğum ve ölüm olduğunu hatırladığımda dahada bi acıdı yüreğim.Koca hayattan geriye kalanın sadece bir gülümseme ve bir damla gözyaşı olduğunu anladım.Hayat işte sadece bundan ibaret olan.

Geriye kalanın koca bi gökyüzü olduğunu anladım.Kim gelirse gelsin gidicek, kalıcı olanın bu evren olduğunu anladım bir kez daha.O bir han bizler sadece bir yolcu , durak gibi belkide.Mola verirsin ve devam edersin terk edip gittiğinde o hep orda kalıcaktır her zaman olduğu gibi milattan bu yana ve her zamanda kalıcak olan gibi .Bakalım daha ne yolcular geçicek bu handan ne misafirleri ağırlıyacakbu koca , eski han daha hangi yüzlere açıcak kapılarını, buyur edicek içeri, zamanı gelince hiç acımadan yolcu edicek.

Bu yazı böyle başlamamıştı oysaki, daha pozitif olucaktı daha mutlu yazılmalıydı belki gözyaşları yerine , ufak tebessümler eşlik etmeliydi bu kaleme ama işte hayatında kendisinde olduğu gibi , ne umarak başlarsan başla ne yazılması gerekiyosa hangi kelimeler dökülüyosa gönlünden onlar çıkıyodur işte dışarı bu bembeyaz sayfalara .Olsun bunlarda değilmiydi hayatın gerçekleri, yalan yoktu en saf haliydi bu yazılması gerekenlerin en temiz haliyle döküldü bu satırlar.Belki bundan sonra toplarız durumu gözyaşlarımı silip belki yerleştirebiliriz ufak bi tebessümü bu yüze.Bu gözlerde ister içinde görülsün o ufak pırıltılar , ışıltılar yüzde olmak ister, neşe yerleşmek ister hüzünlü bu surete.O da şimdi burda olsaydı o da bunu isterdi asla dayanamadığı gibi benim gözlerimde yaş görmeye hep gülmeli bu gözler derdi bu yeşiller hep parlamalı hüzün yakışmıyo sana gül yavrum derdi, ne kadar güzel oluyosun gülünce , gül izin verme hayatın seni ağlatmasına senin için bu gülüş bitanem.Senin için bu sevinç mutlu olduğunu bilerek o uzaklarda….

İşte böyle, bir dolunay beni ne hallere soktu yine bu gece şuna bak allahtan gülmek kadar ağlamayıda seviyorum ben , onada ihtiyacım var bu aralar belki hiç olmadığı kadar , bu geceki gözyaşlarımda sana gelsin İfoşum bunlarda varsın senin için dökülsün ….

 

Seni hep sevicem pamuğum!

Tags:

Biraz fazla…

Ferhat Gocer - Biri Bana Gelsin

İşte tam olarak böyle yaşanıyor yokluğunda birbirini geçmeye çalışan akrep ile yelkovanın getirdiği bir hayat. Sen yoksun ve ben varım, seninle. Sen yoksun ve ben seni yaşıyorum her hücremde. Sen yoksun ve ben seni anlatıyorum her cümlemde. Sen yoksun ve ben seninle yaşıyorum yaşamamam gereken her anı. Sen yoksun ve ben yokum…

Bildiğim her doğrudan vazgeçtiğim bir ömür kovalıyor beni, yıktığın ve bir daha bir araya gelmeyecek olan. Vazgeçiyorum işte, senin deyişinle seçiyorum yine, yeniden. Seninle bir hayat, bir kenara çıkartıp koymadan resmini, tam olarak onüç yıldır durduğu yerden. Ya da nefesini unutmadan, yaşamadan bir başka zamanı. Varlığın ya da yokluğun çok şey anlatıyor insanlara, çevremde durup beni seyrederken, bir hayatın başlangıç ile bitişi arasındaki o ince çizgiyi takip ederken yani…

Canım… Anlamını gerçekten hissederek bir tek sana söylediğim bu sözler şimdi bir başka ağızda asılı kalıyor hep, ben bakarken gözlerine ve ben yine de koşulsuz bakmaya devam ederken o güzel yüzüne. Açıp kalbimi sonuna kadar sadece senin bildiğin bir şifreyi fısıldarken bir tek benim olan o hayata. Sonuna kadar dinliyorum senin söylediğin bu şarkıyı ve yine bekliyorum benim de söyleyebileceğim o günleri…

Şimdi “biri” desem ötekinin içi acıyor. Saçmalamadan bulamadığım bir yol çiziyorum kendime, yolda bekleyenleri almadan devam ediyorum, bunca senedir bu otobüste. Yalnızım, kimsesiz…

Her Bir…

Ve her söz söylendi senin yokluğunda.

Her kelam edildi, edilmesi mümkün.

Her yol gidildi, olabilme ihtimalini güçlendirircesine…

Her yağmurda ıslanıldı, belki gizler diye varlığın kalpte bırakan acısını.

Her durakda duruldu, bir yolcunun masumiyetine sığınarak.

Her kapı çalındı, bu evler yanarken cayır cayır.

Her müzik dinlendi, hatıraların izini taşıyan.

Her kalp gizlendi, görülmemesi gereken.

Her gece karşı gelindi, güneşin ışıklarına, isyan ederken bir başka yıldıza.

Her aşk tartışıldı, her mevsim, aşk üstadlarıyla, söylenmiş sözlerin esareti altında.

Ve bir aşk bulunamadı, senin baktığın köşede, bir sokak lambasının altında…

Ahhh!

Erken sonbahar

Bir varmış, hiç yokmuş…

Hiçin olmadığı bir hayata açmaya çalışıyorum gözlerimi, senin varlığında. Tıpkı yokluğunda bir varmış olmayacağı bir zamanın fazlalığı gibi. Yazıyorum zamanı bu sayfalara, bir iz bırakıyorum senin bilmediğin diyarlara ve ben seni sensizliğinde döküyorum satırlarına, alnımda asılı duran bir boş defterin…

Şimdi bu şehri paylaşmak bir başka acı, hayatın tadını da kendi içinde saklayan. Şimdi sokakları daha bir başka, daha bir ürkütücü kaldırımları ya da daha bir çekingen bu trafik beni içine hapseden. Geçtiğim yollar hep adını vuruyor yüzüme, benden başka kimsenin duyamadığı bir tonda. Kokun sinmiş ya ağaçlarına bu şehrin, gelmediğin her an için bir terkediş gerek artık, bir hayalet olmak lazım kimsenin bilmediği bu diyarlarda.

Oysa ne farklı hayaller saklanmıştı yapraklarına hayatın. Bir yaprak, bir saniye, bir yaprak, bir yıl. Her birine ayrı bir ömür saklamıştım, gerçekleşecek her anın hatırına. Şimdi bir sonbahar hüznü duruyor ellerimde, aynaya baktığımda yüzüme yakışan bu hüzün kalıyor yine resimlerinde baharın. Gelsin dediğim her çocuk seni getiriyor bütün bu hüzünlerin içinden ve ben yine bakakalıyorum, seni götüren trenin ardından. Raylara bir başka yaprak düşüyor yine, üzerinde sadece senin adın yazılı.

Şimdi bir başka diyarda, bir başka sayfaya döküyorum elimdekileri, kiminle paylaştığımı bilmeden, yeniden, yineden… Bu şehirde dökülen her yaprağa bir damla düşüyor gözümden, sırf adın silinmesin diye, bu hayatın kendinden…

Tags: , ,

Asılı kalan sözcükler

  Havada anlamsızca dolaşırken yakalıyorum sözcükleri bazen. Ve anlam katmak adına oluyor bu yazılar, sözcüklerde benim gibi hayat buluyor bu satırlarda işlenirken.
  Yapabildiğimin en iyisini göstermek ister gibi, sadece doğal olsun istiyorum, serbest bırakıyorum onları, azad ediyorum, hapsedemiyorum elimdeki kaleme. Onlar benim dışımda geçiyolar sayfalara, elektrik akımı gibi sadece yapabildiğim kalemi tutmak. Ne geliyorsa onlar dökülüyor boş sayfalara. Yazmak böyle birşey işte benim için.
  Ve nefes aldığım, yaşadığım, sevdiğim, sevildiğim sürece de yazmaya devam edeceğim. Hep yazacak birşeylerim olacak bu hayata dair. Yazılanlar ya bir eksiği tamamlayacak ya da fazlalıklarımı törpüleyecek.
  Aynaya baktığımda gözümde gördüğüm sürece o küçük tek kişilik damlayı, belkide tam söyleyecekken sustuğum, boğazıma düğümlenen ve sanki beni boğacakmış gibi hissettiğim, belki de yüzümden hiç eksik olmayan gülümsemeyi gördüğüm, yani yaşadığımı hissettiğim her an yazmaya devam edeceğim.
  İşte benim yeni başlangıcım, sözcüklerin ve hayallerin kısacası bana dair herşeyin hayat bulacağı yer burası artık. Burada nefes alacağım, işte tamda burada sonsuz! özgürlükler yaşayacağım, yaz geceleri yaşayacağım, güneşin batışını görecek gözlerim bir deniz kıyısında. Her yerde her koşulda kelimelerim olacak burada yer bulan.

 
  Okumak isteyen bir çift göz olur belki diye…

 

 

Tags: , , ,