Her Bir…

Ve her söz söylendi senin yokluğunda.

Her kelam edildi, edilmesi mümkün.

Her yol gidildi, olabilme ihtimalini güçlendirircesine…

Her yağmurda ıslanıldı, belki gizler diye varlığın kalpte bırakan acısını.

Her durakda duruldu, bir yolcunun masumiyetine sığınarak.

Her kapı çalındı, bu evler yanarken cayır cayır.

Her müzik dinlendi, hatıraların izini taşıyan.

Her kalp gizlendi, görülmemesi gereken.

Her gece karşı gelindi, güneşin ışıklarına, isyan ederken bir başka yıldıza.

Her aşk tartışıldı, her mevsim, aşk üstadlarıyla, söylenmiş sözlerin esareti altında.

Ve bir aşk bulunamadı, senin baktığın köşede, bir sokak lambasının altında…

Ahhh!

Erken sonbahar

Bir varmış, hiç yokmuş…

Hiçin olmadığı bir hayata açmaya çalışıyorum gözlerimi, senin varlığında. Tıpkı yokluğunda bir varmış olmayacağı bir zamanın fazlalığı gibi. Yazıyorum zamanı bu sayfalara, bir iz bırakıyorum senin bilmediğin diyarlara ve ben seni sensizliğinde döküyorum satırlarına, alnımda asılı duran bir boş defterin…

Şimdi bu şehri paylaşmak bir başka acı, hayatın tadını da kendi içinde saklayan. Şimdi sokakları daha bir başka, daha bir ürkütücü kaldırımları ya da daha bir çekingen bu trafik beni içine hapseden. Geçtiğim yollar hep adını vuruyor yüzüme, benden başka kimsenin duyamadığı bir tonda. Kokun sinmiş ya ağaçlarına bu şehrin, gelmediğin her an için bir terkediş gerek artık, bir hayalet olmak lazım kimsenin bilmediği bu diyarlarda.

Oysa ne farklı hayaller saklanmıştı yapraklarına hayatın. Bir yaprak, bir saniye, bir yaprak, bir yıl. Her birine ayrı bir ömür saklamıştım, gerçekleşecek her anın hatırına. Şimdi bir sonbahar hüznü duruyor ellerimde, aynaya baktığımda yüzüme yakışan bu hüzün kalıyor yine resimlerinde baharın. Gelsin dediğim her çocuk seni getiriyor bütün bu hüzünlerin içinden ve ben yine bakakalıyorum, seni götüren trenin ardından. Raylara bir başka yaprak düşüyor yine, üzerinde sadece senin adın yazılı.

Şimdi bir başka diyarda, bir başka sayfaya döküyorum elimdekileri, kiminle paylaştığımı bilmeden, yeniden, yineden… Bu şehirde dökülen her yaprağa bir damla düşüyor gözümden, sırf adın silinmesin diye, bu hayatın kendinden…

Tags: , ,

Asılı kalan sözcükler

  Havada anlamsızca dolaşırken yakalıyorum sözcükleri bazen. Ve anlam katmak adına oluyor bu yazılar, sözcüklerde benim gibi hayat buluyor bu satırlarda işlenirken.
  Yapabildiğimin en iyisini göstermek ister gibi, sadece doğal olsun istiyorum, serbest bırakıyorum onları, azad ediyorum, hapsedemiyorum elimdeki kaleme. Onlar benim dışımda geçiyolar sayfalara, elektrik akımı gibi sadece yapabildiğim kalemi tutmak. Ne geliyorsa onlar dökülüyor boş sayfalara. Yazmak böyle birşey işte benim için.
  Ve nefes aldığım, yaşadığım, sevdiğim, sevildiğim sürece de yazmaya devam edeceğim. Hep yazacak birşeylerim olacak bu hayata dair. Yazılanlar ya bir eksiği tamamlayacak ya da fazlalıklarımı törpüleyecek.
  Aynaya baktığımda gözümde gördüğüm sürece o küçük tek kişilik damlayı, belkide tam söyleyecekken sustuğum, boğazıma düğümlenen ve sanki beni boğacakmış gibi hissettiğim, belki de yüzümden hiç eksik olmayan gülümsemeyi gördüğüm, yani yaşadığımı hissettiğim her an yazmaya devam edeceğim.
  İşte benim yeni başlangıcım, sözcüklerin ve hayallerin kısacası bana dair herşeyin hayat bulacağı yer burası artık. Burada nefes alacağım, işte tamda burada sonsuz! özgürlükler yaşayacağım, yaz geceleri yaşayacağım, güneşin batışını görecek gözlerim bir deniz kıyısında. Her yerde her koşulda kelimelerim olacak burada yer bulan.

 
  Okumak isteyen bir çift göz olur belki diye…

 

 

Tags: , , ,